irbirleriyle savaş halinde olan ve yeryüzünü tamamen ele geçirip, özgür düşünceyi kaldırmak için, insan aklından geçenleri okumayı ve çok kısa bir zamanda milyonlarca insanı öldürmeyi amaç edinen üç süper devlete ayrılmış bir dünyada, her tarafa yerleştirilmiş tele ekranlar ve mikrofonlar arasında sürekli izlendiğini bilerek yaşamaktan daha kötüsü de vardır. Sürekli izlendiğini düşünmek ve bunu düşündüğünü belli etmemek. Çünkü herşeyin gölgeler dünyasında solup gittiği bu zamanda, işlenebilecek en büyük suç düşünce suçudur ve iktidardaki parti yenikonuş'la dildeki sözcük sayısını azaltarak düşünme sınırlarını daraltmayı amaçlamaktadır.


Bu düzen içinde yaşayan Winston Smith, geçmiş olayların kaydedildiği belgeleri partinin çıkarları doğrultusunda değiştirmekle görevli bir parti üyesidir. Gerçeğin her an değiştiği bir ortamda halk ve parti üyeleri için hiçbir şey ifade etmeyen tekdüze bir yaşamda yapabileceği en büyük suçu işler: düşünür ve kabullenemeyeceği bir çok şey arasında yitip gitmekte olduğunun farkına varır ve bu aşamada düşünce polisi devreye girer...

Kitapta Winston'ın özgürlüğe, ve mutlak gerçeğin değiştirilemeyeceğine olan inancının onu getirdiği noktada O'Brien ile arasında geçen konuşmalar çok çarpıcı bir dille anlatılmıştır. Ayrıca 101 numaralı odada, kişiyi korku ve acıyla eğitmek adına yaşananların anlatıldığı bölüm kitaba hakim olan kötümser yaklaşımın doruk noktasıdır.

1984, yaşamın amacını korku, nefret ve acı kabul eden, bir kara ütopyadır. Orwell bu karamsarlığı şu sözlerle dile getirir: "Geleceğin nasıl olacağını bilmek istiyorsan, bir insanın yüzünü aralıksız çiğneyen bir çizme düşle... ve her zaman üzerine basılacak bir yüz bulunacaktır."


BİLİM KURGU FANTEZİ
SOLARIS
1984
ANA MENU

Elif YILMAZ

bkftmaster@hacettepe.edu.tr