
|
BELARIN'DE BAĞ BOZUMU SONRASI
|
 |
elarin köyünün insanları o sene büyük
bir bağbozumu bekliyorlardı. Bir yıllık çalışmanın ve bekleyişin mükafatını
almalarına nihayet birkaç gün doğumu kalmıştı. Bağ bozumunun ardından yapılacak
olan kutlamalar için tüm köy sabırsızlanıyordu. Bu şenlik iki türlü bereketin
birlikteliğini simgelerdi. Bir bakıma bağbozumu demek genç kız ve erkeklerin
birleriyle tanışma ve eğlenme şansı yakalamaları demekti. Böylece beslenebilmenin
mutluluğu ve doğurganlığın sevinci bir arada yaşanırdı. |
Belarin'de Anorr adında bir adam yaşardı. Bu kişinin köyde pek seveni
olduğu söylenemezdi. Kimsenin hakkında hiçbir şey bilmediği bu yaşlı adam senenin
herhangi bir zamanında çekip gider ve ortalıktan kaybolur ama mutlaka bağbozumu
zamanı köye geri dönerdi. Şu sıralar köydeki dedikoduların konusu dönüp dolaşıp
Anorr'a gelmekteydi. Sade bir yaşayış sürdüren Belarin halkı için gizemli
kişilikler ürkütücüydü. Böylece Anorr iki gece önce şeytanken şimdi onun
emellerini gerçekleştirebilmek için gelmiş muhtemel bir elçiye dönüşüyordu,
yarınsa belki cadı yahut cin olurdu.
Vakit gece yarısına yaklaşırken uyumamakta
ısrarcı olan bir oğlan çocuğu annesinin onu Anorr'a vereceği tehtidiyle gözlerini
kapadı. Oysa kader bu sırada Anorr'u çocuğun penceresinin altından geçiriyordu.
Anorr çocuğun kalp atışlarını duydu ve yüzüne şefkatli bir gülümseme yayıldı.
Aynı anda çocuğun içi birden ferahladı ve Anorr yoluna devam etti. Kümesinden
kaçmış kısır bir tavuk Anorr'un ayak bastığı topraktan bulduğu bir kırıntıyı
yedi. Sonraları gerek sahibi, gerekse horozlar bu tavuktan çok memnun kaldılar. Anorr
ağır adımlarıyla köyün ambarına yaklaştı. Kilitli kapı asasıyla dokununca
yavaşça açıldı. İçeride köyün mahsülünün konacağı ayrı bölmeler vardı.
Satılacaklar, kışa saklanacaklar, şenlikte kullanılacak olanlar, vergi olarak
verilecekler ve tohumluklar. Anorr cüppesindeki pek çok cepten birine elini attı ve
çıkardığı küçük kesenin içindeki tohumları, tohumluk kasalarının tabanına
azar azar serpiştirdi.
Ekin kaldırıldığında Belarin'deki sevinç
görülmeye değerdi. Bu sene de beklenenin kat kat fazlası elde edilmişti. Şenlikler
boyunca durmak bilmeyen danslar edildi, oyunlar oynandı, delikanlılar kur yaptı,
kızlar süzüldü yaşlılar tanrılara dualar etti ve muhtar ellerini ovuşturdu.
Köyün delisi bile bu sevince ortak olmuştu.
Anorr çıktığı tepeden şenliği izliyordu.
Yüzünde bilgece bir gülümseme vardı. Belarin şanslı bir köydü ve bu bir sene daha
devam edecek gibi görünüyordu. Anorr asasına davrandı ve ağır ağır tepeden indi,
tarlalara doğru uzaklaşmaya başladı. Bu sene erken gidecekti. Kimse geldiğini
görmemişti ve gittiğini de görmeyecek gibiydi. İhtiyarlığına rağmen beli hiç
bükülmeden ilerliyordu. Kendisininkilere eklenen ikinci bir kişinin ayak sesileriyle
durdu ve arkasını döndü. Belkide şöyle düzeltilmeliydi: "Bu yıl Anorr'un
geliş ve gidişini köyün delisinden başka hiçbir Belarin'li göremeyecekti. Anorr
delinin yaklaşmasını bekledi. Sonra beraberce yürüyüp gittiler.
Birkaç gün ve gecelerden sonra deli ve Anorr
bir tepenin önüne geldiler. Tırmanmaya koyuldular. Tepenin zirvesine vardıklarında
Anorr asasıyla yere hafifçe vurdu. Yer yarıldı ve aşağı inen bir merdiven
göründü. Anorr merdivenlerden inerken deli yarığın başında bekledi. Anorr tamamen
içeri girdikten sonra yarık kapandı. Yarığın açıldığı yerde bir bitki
yeşermeye başladı. Mucizevi bir hızla büyüdü, çiçek açtı, meyve verdi. Deli bu
meyveleri topladı ve çekip gitti.
Ertesi yıl yine muhteşem bir bağbozumu
yaşayan Belarinliler iki yıldır Anorr' u görmedikleri için daha da bir mutluydular.
Yeni ekinlerin ekilme vakti yaklaştığında köyün muhtarı köylüyü toplayıp bir
açıklama yaptı. Tarımla uğraşmanın yorucu ve zahmetli bir iş olduğunu şehir
insanlarının ellerinin ne kadar yumuşak ve temiz olduğunu anlattı. Artık bu köyün
geliri o kadar artmıştı ki daha fazla tarımla uğraşmak çok anlamsızdı. Belki
Belarin de bir şehir olabilirdi ama bunun için kocaman binalar kurulmalıydı.
Tarlaların işleri tamamlanmıştı artık. Toprak bu halk için görevini yapmıştı.
Şimdi de binaları için kucak açabilirdi onlara. Büyük bir kapitol, bir ticaret yolu,
hanlar, kocaman bir çarşı, gelip giden kervanlar, kocaman bir tiyatro amfisi, pek çok
tapınak. O zaman oturdukları yerden kazanacaklardı işte. Tek yapmaları gereken
tarlaların yerine bina yapmaktı. Odunu ise yine toprak ana veriyordu. Bereket ormanı ne
güne duruyordu.
Anorr bu konuşmaları yine aynı tepeden
dinlemişti. Yüzü ciddiydi bu kez. Delinin dışında tüm Belarin muhtarın teklifine
hurra çekiyordu. Anorr gülümsemeden ama yüzünü de asmadan tepeden inmeye koyuldu.
Deli de Anorr'un peşinden yola düştü. Anorr arkasını döndü ve deliyle gözgöze
geldi. Anlamlı anlamlı bakıştılar. Deliyi bir tek Anorr, Anorr'u da bir tek deli
anlıyordu. Hiç konuşmadan anlaştılar. Deli köyüne, Anorr tepesine doğru
uzaklaştı.
Ertesi gün Belarin erkekleri tarlaları yakıp
şehir için yer açmak üzere yola koyuldular. Öğlene kadar çalıştılar ve yemek
vakitleri geldi. Kadınlar erkeklerine yemek ve su getirdiler. Yemek bitmişti ki deli
tüm çalışanları dolaşıp meyve dağıtmaya başladı. Bir küfe garip meyve
taşıyordu sırtında. Yiyen dinçleşiyordu. Herkes ne kadar lezzetli ve güzel
olduğunu söyleyerek yedi ve yeniden işe başladılar. Bir saat geçmemişti ki beş on
kişilik bir genç gurubun içinde bereket ormanına gitme isteği uyandı. Ağaç kesme
bahanesiyle ormana gittiler. Az bir zaman geçmişti ki bir gurup daha aynı nedeni ileri
sürüp ormana doğru yola koyuldu. Son olarak diğerleri de ormanın yolunu tuttular.
İkindi vaktine gelindiğinde ortalıkta ne tarla ne de insan kalmıştı.
Kadınlar akşam eve dönmeyen erkeklerini
aramaya çıktıklarında biraz geç kalmışlardı. Anorr'un meyvaları etkisini çoktan
göstermişti. Köyün erkekleri hızlı ve acılı bir değişim geçirmişlerdi. Birkaç
gün sonra kadınlar son olarak bereket ormanını da aradıklarında kocalarının ve
çocuklarının ağaçlara giydirilmiş gibi görünen elbiselerini buldular. Kocasız ve
tarlasız kalınca şehirlere göç ettiler.
Boşalan Belarin köyü şanslı bir köy
olmayı sürdürdü. Anorr yattığı uykudan dört nesil uyanmadı. Deli ise Belarin' de
kalmaya devam etti ve ömrünün sonuna dek bereket içinde yaşadı.
|

|
|