ussant tek dostu olan
Kennon'un ölümüne kendini kaybedecek derecede üzülmüştü. Bu olayın
sevgilisi Lirrel'le ayrılığının üstüne gelmesi onu yıkmıştı. Lirrel ona
"Güçlü ol. Üzülme." demişti. Bu yıkılmış halini görenler ona sürekli
güçlü olması gerektiğini söyleyerek yardımcı olduklarını sanıyorlardı.
Lussant ise artık "güç" kelimesinden nefret etmeye başlamıştı. Hayatı
boyunca tekrar bulamayacağı bir dostu kaybetmişti ve buna üzülmemenin
güçle değil ancak duygusuzlukla ilgisi olabileceğini düşünüyordu.
Bütün gün piyano çalıyordu. Dostunun ölümünün müzikle daha çok uğraşması
gerektiğini gösteren bir işaret olduğunu düşünmeye başlamıştı. Sabahları
şafak sökerken uyanır müzik kahvaltısını yapardı. Öğlen güzel bir
atıştırma ve her akşam da ziyafet.
Hayatın ona yaşattığı
saçma duygulardan bıkmıştı. Müzik çok daha yoğun, değişik, garip, adı
olmayan duygular veriyordu ona. Adı olmayan ve belki de başka insanlarda
varolmayan duygular. Bazen müzikten başka hiçbir şeyin varolmadığını
hissediyordu. Her şey sadece müziğin gölgesinde hayaller ve kabuslardan
oluşuyordu. Gerçeğin nerede bittiğine ve hayalin nerede başladığına karar
vermek güçtü. Birisi ötekini kontrol ediyor gibiydi ama bunun hangisi
olduğunu henüz anlayamamıştı.
Bazı sabahlar uyandığında
piyanosunun birkaç tuşunu kırık bulurdu. Bunu evdeki hizmetçilerin yapmaya
cesaret edemeyeceğini biliyordu. Herhalde sert bir melodi ile kendinden
geçtiği sıralarda tuşlar kırılıyordu. Bu tuşları kullanmamak için yeni
diziler yeni akorlar buluyor, bunlar da ona daha önce bilmediği yepyeni
bir duygular denizinde keşiflere çıkma imkanı veriyordu. Bazı sabahlar
tuşları tamir edilmiş bulurdu ve bunu da hizmetçilerin yapamayacağını
biliyordu. Demek ki onların düzelmesi için çalması gereken notaları fark
etmeden buluyor ve çalıyordu.
Bir gün bahçesini seyredip
çay içerken -ki bu huzur bulduğu ender şeylerden biriydi- elindeki fincanı
düşürdü. Hizmetçi kırık parçaları toplamaya geldiğinde Lussant onlara
dokunmamasını söyledi. Hizmetçi ise artık onun garipliklerine alışmış
biri olarak sessizce dönüp gitti. Lussant parçaları yerde bırakıp piyanoya
yöneldi. Başına oturduğunda tam olarak neyi çalması gerektiğini
bilmiyordu. Ama elleri biliyordu.
Ve müzik hafifçe başladı...
Artık besteleri hakkında
kendisi bile yorum yapmıyordu. Çünkü bu bestelerin verdiği duyguları
açıklayabilecek kelimeler hiçbir dilde yoktu. Çalmaya devam etti.
Dakikalar yıllar gibi sürmüş ama sonunda deneyi başarılı olmuştu. Fincan
sapasağlamdı ve içi çay doluydu. Demek ki hayal gerçeği yönetiyordu. "Peki
ya bu rüya ise?" Bu ihtimali de düşünmeliydi. Ah her şey ne kadar da
karışıktı.
Bir gün sabah kahvaltısına
uzun zamandır görmediği bir misafir katıldı. Gelen Bayan Lirrel'di. Kadın
onun eski aşkıydı ve Lussant'ın durumu karşısında gözyaşlarına boğuldu.
Lussant olanlara bir anlam vermeye çalışıyor bir yandan da piyano
çalıyordu. Kayıtsızca kadının ağlayışını izledi. Ta ki Lirrel yasak
sözcüğü söyleyene kadar: "Hayatım, güçlü olmalısın, bunu atlatabiliriz".
Lussant'ın çaldığı melodi sertleşmeye başladı. Bir yandan çalıyor,
bir yandan haykırıyordu. "Güç mü? Güç nedir? Karşımda ağlarken kendi güç
anlayışından bana nasıl bahsedebilirsin?". Lussant normalde birisinin
ağlayışına kayıtsız kalamazdı. Normal de aşkını da unutmazdı tabii.
Lussant'ın bu andaki durumunu tarif etmek zordu ama "normal" kelimesinin
ona en uzak tarif olacağı açıktı. Melodi değiştikçe değişiyordu.
Kadının ağlayışı çığlıklara dönüşürken Lussant da kendinden geçti.
Zavallı Lirrel'in kalbi daha fazla dayanamadı. Hizmetçiler panik içindeydi.
Her nasılsa müzikten etkilenmemişlerdi. Ama karşılarında ağlayarak ölen
birisini görmek onlar için şok ediciydi.
Lussant iki haftayı
bilinçsiz bir şekilde yatakta geçirdi. Kendine geldiğinde eski "normal"
Lussant'tı. Hafızası yavaş yavaş düzelmeye başladı. Kafasında sesler ve
görüntüler dolaşıp duruyordu. Ama bu sesler müzik değildi. Daha önce
kafasında müzik çalmadığı bir gün hatırlamıyordu. İlk defa bugün kafasında
melodiler yoktu. En azından şu anda nerede bulunduğunu biliyordu. Burası
hayal dünyası değil gerçek dünyaydı. Olanlar kafasında toparlanmaya
başladı. Peki hatırladıkları gerçek dünyaya mı aitti? Bir hizmetçi çağırdı
ve ona Bayan Lirrel'i sordu.
"İki hafta önce gömdük efendim"
Lussant şok olmuştu.
Lirrel'i öldürmüştü. Onu hala seviyordu. Son söyledikleri aklına geldi.
"Bunu atlatabiliriz"
Demek o da Lussant'ı
hala seviyordu. Bekli de ona ayrılık kararını da Lussant'ın çaldığı bir
melodi verdirmişti. İçi acıyla doldu. Sonra Kennon'un ölümü aklına geldi.
Sevgili dostuyla sohbet ediyorlardı. Ona Lirrel'i ne kadar özlediğini
anlatıyordu. Olamaz! Gene piyano çalıyordu. Kennon'un kalp krizinden
de o sorumluydu.
İçinde piyanoya karşı
büyük bir nefret oluştu. Onu parçalamalıydı. Hırsını ancak böyle
alabilirdi.
Hayır, hayır suç onun değil piyanonundu. Yok edilmesi gerekiyordu.
Hizmetçi odadan çıkarken Lussant'a döndü.
- Efendim?
- Evet?
- Kırdığınız fincanı nasıl o kadar iyi tamir edebildiniz?
Lussant'ın bu olayı tamamen unutmuştu. Bir an durakladı.
- O fincanı atıp mutfaktaki başka bir eşini aldım. O sırada mutfakta değildin fark etmedin herhalde.
O fincanlardan çok sayıda
olduğu için hizmetçinin sayıda bir değişiklik olmadığını anlaması zordu.
- Ah ben de iki haftadır şaşkınlıkla o fincana bakıyorum. Çizik bile yoktu. Çok şaşırtıcıydı.
Lussant ona gülümsedi ve o da karşılık vererek odadan çıktı.
Bilinci tekrar piyanoya
döndü. Yataktan fırladı ve yangın baltasını aldı. Koşarak piyanoya doğru
gitti. Bir an yavaşladı ve temkinli davranmaya başladı. Piyanonun kendini
koruyacağını sanmıştı. Belki de bir melodi çalıp ona kendini öldürtecekti.
Ama Lussant baltayı piyanonun tuşlarına geçirene kadar böyle bir şey
olmadı. "Ben GÜÇLÜYÜM!" diye bağırarak atıldı. Artık piyano işlevsiz
sayılırdı. Fakat bazı tuşlar hala sağlamdı. Lussant onları da parçalamak
için baltayı havaya kaldırdığında aklına çok acı bir fikir geldi. Fincanı
tamir etmişti. Demek ki piyanoyu iyi şeyler için kullanabiliyordu.
Kahretsin! Artık çok geçti. Piyanoyu parçalamasaydı belki aşkını ve
sevgili dostunu diriltebilirdi. Çıldırmış gibi ağlıyordu. Vakit kaybetmeden
sağlam kalan tuşlarla çalışmaya başladı. Gidip bir fincan aldı. Yere atıp
parçaladı ve tekrar birleştirmeye çalıştı. Ne yazık ki kalan tuşların iyi
hiçbir işlevi yoktu. Fincanın parçalarını daha da ufalamaktan başka bir
işe yaramadılar. Aklına yeni bir fikir daha geldi. Bir anda içi umutla
doldu. Piyanonun tuşlarını da tamir edebildiğini hatırladı. Onları tamir
ettiği besteyi unutmamıştı. Fakat bu bestede kullandığı tuşlar da
parçalanmıştı. Artık yenilgiyi kabul ederek diz çöktü. Müzik hayattan
daha güçlüydü. Artık yaşaması için son nedeni olan piyanosu da olmadığına
göre o da piyanonun öldürdüğü sevdiklerinin yanına gitmeliydi. Kafasında
gene müzikler çalmaya başlamıştı. Fincanın kırık parçalarına doğru baktı.
Ama sadece tek bir parça vardı: Sağlam bir fincan. Kafasında çalan
melodinin fincanı tamir ettiği melodi olduğunu fark etti. Demek ki bu
işleri düşünerek yapıyordu. Ah nasıl da suçu piyanoya atmıştı. Piyano
sadece düşünmesine yardımcı oluyordu.Yüzünde bir gülümseme yayıldı.
Piyanonun olmaması sadece besteleri daha zor yapması anlamına geliyordu.
Yapamayacağı anlamına değil. Hala bir şansı vardı. Yorgunluğa yenik düştü
ve suratındaki gülümsemeyle uykuya daldı.
Sabah uyanır uyanmaz
şehir mezarlığına koştu. Sevgilisi ve arkadaşının mezarları yan yanaydı.
Melodiler düşünmeye başladı. Kafasında değişik kombinasyonlar
oluşturuyordu. Müzik yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Sadece bir nota
biraz garip olmuştu. Yerine daha iyisini bulmaya çalışıyordu. Daha besteyi
tamamlayamamıştı ki topraklar hareket etmeye başladı. Lussant heyecanla
bekliyordu. Bir terslik olabilirdi. Bir nota tutmuyordu. Piyanosunda
denese kolayca bulabilirdi ama artık böyle bir şansı yoktu.
Kemikten eller toprakları
kenara iterek dışarıya uzandılar. Sevgilisi ve arkadaşının sadece
kemikleri kalktı. Üstleri kan ve et parçaları içindeydi. Tek bir nota
her şeyi mahvetmişti. Lussant çıldırmak üzereydi. İki iskelet Lussant'a
şarkı söylüyorlardı.
Gücünü Yanlış kullandıııııın Gücünü Yanlış kullandıııııın
Lussant çok geçmeden
şarkının melodisinin ne olduğunu anladı. Bu kendi ölümünün melodisiydi.
Yere düşerken hala beste yapmaya çalışıyordu. Kendi ölümünü engelleyecek
besteyi. "Keşke piyanom yanımda olsaydı". Kalbinin ritmi bestenin ölçüsü
olacaktı ama tekleyip yavaşlayarak dikkatini dağıttı.