
|
 |
ennetin oluşundan, lanetlenmişliklerin
arınışından, yeşilliklerin huzuru, kaybolmuşlukların acısı, yitirmelerin
huzursuzluğuyla var olan; cennetin anımsattığı güzelliklerin birleştiği, tüm
bedenlerin buluşma zamanı: tan vakti. |
Öyle ariftiler, bakışları yeterdi olmasını istemeleri için. Öyle huzur
vardı içlerinde, huzursuzlukları disiplinsiz kuyularda boğmaya yeterdi. Ve öyle bir
baktılar ki cennete, aşıkların buluştuğu bedenler misali dünyaya korkusuzca
baktılar. Öyle baktılar her şeye. Tan vakti kimsenin yanaşamadığı kumlarda
yuvarlanan neşeli çocuklara taş çıkarttılar. Ateş o gün çok başkaydı.
Kimsesizlerin ısınması için değil, anlamlı ya da anlamsız bir ritüelin
başlangıcıyla bütünleşti ateş. Denizin maviliği gitmiş, çok asil bir siyahlıkla
bezenmişti evren. Silahşörlerin savaştığı bu kumsaldı cennetin başlangıcı.
Arifler dans etmeye başladılar ateşin dilleri
arasında. Önemli olan ikizini yok etmekti ateşe atarak. En yüce arif diğer adayları
eğitirken, içlerinde var olan kötülük ikizini ateşe sokarak acı çekmesini ve
ebediyen iyilik ikizine zarar vermemesini ve tam bir arif gibi olmalarını sağlamak
amacıyla başlarken ritüeline, arif adaylarının ikizleri ateşte ışıyarak
birbirlerinden ayrıldı. Artık herkes kendisinin iki katıydı. Tanrıya inanan,
şeytanı ise bilen bedenlerin hepsine bu ritüel yapılmalıydı ki cennet dünyada
olsun. Ariflerin en yücesi son bir dans daha yaptırırken çocuklarına şimşeklerin
kesişmesi her tarafı gümüşümsü bir beyazlığa boğdu. Yüzleri soluk, bedenleri
bir hayaletle bezenmişken yukarıya baktıklarında bambaşka bir el ateşi söndürdü.
Ariflerin kalplerindeki ışıltıyı da. Tanrının eli diye düşünülürken, bu
kuvvetli elin tek isteği ariflerin varlığını eksiltmek, dengeye bezemek dünyayı ve
dünyanın dünya olduğunu hatırlatmaktı herkese. İnananlarından sadece şeytanı
bilmelerini ve ona inanmalarını sağlamaktı defalarca kez.
|

|
|