ander Sundstar bir zamanlar güzel ve zarif bir altın elfti. Doğanın ve güneşin çocuğuydu - ta ki en iyi dostu olan eski bir rahip onu bir vampir yapana kadar. Kendi varoluşuna bu denli aykırı bir yaşam formu içinde beş yüz yıl geçirdi. Anna’yı bulduğunda, sefil varoluşunun karanlığında bir ışık yandı ve bu ışık giderek büyüdü. Anna bir deliydi ve Jander ona yıllarca baktı. Kızın parçalanmış ruhunun tamamlanmamış güzelliğine aşık oldu. Elf vampir güzelliğe ve saflığa asırlar boyunca hasret kalmıştı ve Anna elfin yaşamının tek anlamıydı artık.


Ancak yıllar vampir için çok çabucak geçti ve Anna kollarında öldüğü zaman, Jander’ın derin cinneti içinde düşünebildiği tek şey intikamdı. Biri, Barovia’yla ilgili biri ya da bir yer, Anna’nın gizemli çılgınlığının sebebiydi ve tüm tanılar adına, Jander onu bulacaktı.

 

Ravenloft’un karanlık güçleri, Jander Sunstar’ın yoğun bir nefretle zehirlenmiş intikam yeminini kana kana içtiler...

 

Ne dilediğine dikkat et - Ravenloft’un karanlık güçleri seni duyabilir.

 

Evet, Sislerin Vampiri’ne şöyle bir giriş yaptıktan sonra kitap eleştirimize geçebiliriz. Ravenloft’un ilk romanının temel çizgilerini Jander’ın iç çatışması ve yaşantısının paradoksu çiziyor. Yıllar boyunca ülke tarafından zehirlenmesine rağmen Jander, en sonunda bu lanetli toprakların kendisi için yazdığı senaryonun kısır döngüsünü kırarak beklenmedik bir şey yapıyor ve ülkenin onunla ebediyen kedinin fareyle oynadığı gibi oynamasını seçeneğini ortadan kaldırıyor. Elf vampirin Strahd’a karşı kutsal güneş madalyonunu kullanabilmesi ve sonunda da güneş ışıklarının onu almasına karar vermesi, tanrıların unuttuğu Ravenloft için sıradışı. Jander bir anlamda özüne dönüyor ve altın elf, ruhu huzura kavuşurken güneş ışıklarını adeta içiyor.

 

Borovia’nın korkunç lordu, ülkeyle bir olan Kont Strahd von Zarovich de başrolde. Strahd tüm gücüne, mağrurluğuna ve zekasına rağmen sonsuza kadar Tatyana’sını tekrar tekrar kaybederek, sonunda hep acı içinde kükremeye mahkum bir vampir; bir zavallı belki de. Bir zamanlar hayatı elinden alınmış yorgun bir asker olan Strahd için hayattan tek gerçekten istediği şey olan Tatyana’ya bir türlü sahip olamamak, cehennemde can çekişmek gibi bir şey olmalı. Ama Strahd asla vazgeçmiyor. O ilk vampir ve toprakla bir ne de olsa.

 

Sislerin Vampiri gayet sürükleyici ve orijinal bir hikaye bence. Her ne kadar Kont Strahd ve Bram Stoker’ın Dracula’sı arasında ilk bakışta çarpıcı benzerlikler olsa da, konsept bağımsız. Ravenloft romanlarının birincisi fantezi - korku dalında bir klasik. Okumayanlar varsa şiddetle tavsiye ederim.

 



BİLİM KURGU FANTEZİ
ARAŞTIRMALAR
CONAN EFSANESİ
PAMUKKALE'NİN KUR/U/TULUŞU
THE VAMPIRE IN LITERATURE & BRAM STOKER'S DRACULA
UNICORN'UN KÖKENİ
SİSLERİN VAMPİRİ
ANA MENU

Zümrüt "Luinlady" GEDİK

bkftmaster@hacettepe.edu.tr