olonyalı yazar Stanislaw Lem'in dünyaca tanınmasını sağlayan "Solaris" farklı okumalara açık bir bilim kurgu başyapıtıdır. Bir başka B.K. yazarı olan Theodore Sturgeon'dan bahsedildiğinde mutlaka kullanılan bir cümle vardır: "Bilim Kurgunun kalple de yazılabileceğini gösterdi." İşte Solaris de aynı şekilde sadece beyinle değil yürekle yazılmış bir romandır.


Solaris dünyalı bilim adamları tarafından ilk bulunduğunda üzerinde yaşam olmadığına inanıldığından fazla önemsenmemiş iki güneşli bir gezegendir. Fakat Solaris, sonraki yıllarda, iki güneşli bir gezegenden beklenenin tersine, yörüngesini değiştirmediğinde ilgi çekmeyi başarmıştır. Böylece Dünya'dan Solaris'e uzay gemileri gönderilmeye başlar. Gezegenin yüzeyi irili ufaklı, toplam yüzölçümleri Avrupa'nınkinden büyük olmayan adalarla süslü dev jölemsi bir okyanusla kaplıdır. Bilim adamları okyanusu inceledikçe gezegenin yörüngesini sabit tutanın bu okyanus olduğu sonucuna varırlar ve sonradan tartışmalı bir teori olsa da okyanusun bu gezegenin tek "canlısı" olduğu ortaya atılır. Fakat okyanus insanların her türlü iletişim çabasına karşı tepkisizdir. Git gide Solaris hakınndaki teoriler ve bilgiler külliyatı "kütüphane dolusu" diyebileceğimiz boyuta ulaşır.

Kitap psikolog Kris Kelvin'in Solaris'teki araştırma üssündeki üç bilim adamına katılmak üzere yola çıkmasıyla başlar. Üsse vardığında paranoyanın herkesi etkisi altına aldığını görür. Dr. Gibarian intihar etmiştir, Dr. Sartorius kendini laboratuvara kilitlemiştir ve kimseyle konuşmamaktadır, Dr. Snow ise çok garip davranmakta ve olup bitenleri anlatmak yerine bazı imalarda bulunmaktadır. "Eğer başkasına rastlarsan - benden ve Sartorius'tan başka birine rastlarsan..." ... "o zaman bir şey yapayım deme." Kelvin söz konusu başkasının - ya da başkalarının - kim olduğunu fazla geçmeden öğrenir. İlk önce morgda Gibarian'ın ölüsünün başında bekleyen devasa siyah kadını görür. Sonra yıllar önce intihar eden - ve Kelvin'e bir suçluluk duygusu hediye eden - sevgilisi Rheya - ya da onun mükemmele bir kopyası - onu ziyarete gelir. Üsteki herkesin geçmişlerinden kopup gelerek suçluluk duygularını dirilten "konukları" vardır. Bu konuklar okyanus tarafından üsteki bilim adamlarının bilinç altlarından çekip çıkarılmıştır. Ama gönderiliş amaçları belli değildir. İletişim kurma çabası mı, birer armağan mı yoksa ceza mı?

Trajik bir romans olduğu kadar, yukarıda da belirttiğim gibi daha pek çok okumaya açık bir kitap Solaris. Bilinçaltından hortlayan "konuklar" Freudyen bir bakış açısıyla yorumlanabilir. Bilinçaltının var olma sebebi insan bilincini istenmeyen düşüncelerden koruyup, onun çökmesini önlemektir. Kitapta da "konuklar"ın üsteki bilim adamlarının ruhsal durumlarında nasıl bir çökme yarattıklarına tanık oluyoruz.

Diğer yandan "Solaris" satirik özellikler de gösteriyor. Snow ve Kelvin insanoğlunun hırsından ve kendini yüceleştirme eğiliminden söz ediyorlar. Kelvin insanoğlunun henüz kendini bile tanımadığını şöyle anlatıyor. "İnsanoğlu başka dünyalar, başka uygarlıklar bulmak için yola düşmüştü ama, karanlık geçitlerde gizli bölmelerden oluşan kendi öz labirentini tanımamış, kendi mühürlediği kapıların ardında neler yattığını bulu çıkaramamıştı." Bu cümlede de Freud'un bilinçaltı kuramının varlığını hissetmek hiç de zor değil.

Bunlar dışında kitaptaki dipnotlardan İncil'e yapılan göndermeleri de takip etmek mümkün.

"Solaris" 1972'de Andrei Tarkovsky tarafından filmleştirildi ve temposu bakımından Kubrick'in "2001: A Space Odyssey"le kıyaslandı. Stanislaw Lem filmi beğenmediğini belirtiyor. 20 th Century Fox filmin bir yeniden çevrimini yapmayı düşündüğü de söylentiler arasında...


BİLİM KURGU FANTEZİ
SOLARIS
1984
ANA MENU

Can "PW" YALÇINKAYA

bkftmaster@hacettepe.edu.tr